Ne söylemek istediklerim dökülüyor dudaklarımdan, ne işitmek istediklerimi duyuyorum. Yani ne sen varsın ne de ben, ikimiz de yokuz.
Özlüyorum amınakoyim! Çok özlüyorum. Ama ne sen varsın ne de ben.
Yaptığım birçok şeyin nedeni yok. Yuvarlanan kaya gibi yaşıyorum.
Geri dönmen için de…
Bazı insanlar doğuştan şanslıdır. Hayat onlara istediklerini zaten doğmadan vermiştir. Bazıları eksik doğar ve hep eksik kalır, eksik olur. Tamamlanmayan bir sürü şey olur hayatında. Nefesini bile yarım alır. AveB
(Source: gorunmezadam)
Olur olmaz zamanlarda gelen bu hiçlik duygusu kadar can sıkıcı bir şey yok. Anlamsızlaşan bir hayat, anlamsızlaşan insanlar, anlamsızlaşan herşey.. Kimselerin olmadığı bir yere kaçıp gitme duygusu.. Sahillere atarsın kendini, ellerin cebinde aylak alak dolaşırsın. Ya da bir bankı kendine…
:)
(Source: ceyhunerdas)
Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum.
(Source: sarhosadam)
mutlu edemezsiniz onları. onlar daha ne istediklerini bilmeden size burun kıvırır çoğu şeyi beğenmezler ama beğendikleri de bir şey yoktur açıkçası ortada. ama hep kendi istedikleri olsun isterler fazla bencildirler karşısındaki insanı düşünmez kendi istedikleri doğrultusunda hareket ederler.sizde salak gibi iyi mi yaptım kötü mü yaptım düşüncesine girersiniz . soruun karşıda olduğunu anlasanızda o bunu anlamadığı için bişey değişmez tek taraflı düşünmeye devam eder . en iyisimi böyle insanları size zarar vermeden kendinizden uzaklaştırın yoksa her durumda suçlu siz olursunuz.
Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum.
Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek…
Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım,